"Pasaportu şiir, Kimliği şair" biri Can Yücel/ sennur sezer

2013-08-13 18:02:00

Can Yücel, üniversite yıllarında şiire başladı. "Yazma" adını taşıyan ilk kitabı 1951 yılında yayımlandı. Son kitabı "Seke Seke" ise 1997 tarihini taşıyor. Kırk altı yıllık bu zaman diliminde 13 şiir kitabı yayımladı Can Yücel. Çevirileri de göz önüne alınırsa inanılmaz bir Can Yücel birikimi çıkar karşımıza. Bu günlerde 73. doğum yıldönümünü kutlayan Can Yücel'e ya da genel söylenişiyle "Can Baba"ya uzun ve sağlıklı yıllar diliyoruz. Sayfalarımızda yer alan yazılarda Can Yücel'i bir kez daha edebiyatseverlerin önüne getirmeye çalıştık.

SENNUR SEZER

Can Yücel'in şiirlerini açıklamak, onu dönemi içinde belli bir akıma yerleştirmek zor iş. Onun şiirinin sevilişi, gereğince anlaşıldığının kanıtı da değil bence. Türk ve dünya şiirine nazireleri, geçmiş olaylara ya da yaşanmakta olanlara yaptığı göndermeler; tarihsel, kutsal ya da yaşamakta olan önemli kişilere sataşmaları kavranıyor diyelim. Bir de sözcüklerle oynaması var, kimi zaman yepyeni sözcükler uyduruyor: Zamokrasi.. Kimi zaman sözcükleri gülünç bir biçime sokuyor, örneğin "kötümser"in "k" harfini, bir dizgi yanlışı gibi "g" harfiyle değiştiriyor.. (Kötümserlik denen duygu için neler düşündüğünü belli ediyor böylece).. Kimi zaman şöyle bir şiir de çıkıyor ortaya bu değiştirmelerle:

Zazatelere Zakarak
Cevat Şakir Bey'in serçe parmağının yavru 
ağzından bidaha, bida, bidaha öperim.Zenerji, ve Zabii Kelzaynaklar 
Büyükbaş Bakanı,
Cova'da zermik zantıral zurmakla 
Zalabalıkların zıplayacağını
Zaçakçılığın zönleneceğini
Zurizmin zoplanacağını
Büyükbaşlar züretiminin zartacağını
Yeşil'le Mavi'nin zok zedileceğini
Zütfen zifade zetmişler
(Canfeda)
Güncel bir olayın "tiye alınması" diyelim yukardaki metne.. Yalnızca gülümsetmiyor ki.. O gizli şiir nereden kaynaklanıyor peki.

Orhan Veli'nin "Garip" dönemini, Metin Eloğlu'nun "Odun, Horozdan Korkan Oğlan, Sultan Palamut, Düdüklü Tencere" kitaplarını hatırlatan, ama bütünüyle onlara bağlanamayan bir şiiri var Can Yücel'in. Biraz ağzı bozuk, biraz hüzünlü ve yaşadığına memnun olsa da yaşadığı çağdan şikayetçi bir şiir diyebilir miyiz buna? Belki.

Dünya ozanlarının neredeyse hepsini tanıyıp, dilediğini Türkçe söyleyen, halk şiirinin, Türk edebiyatının ezbere bileni Can Yücel, beslendiği tüm kaynakları bir Can Yücel şiirine dönüştürüyor. Onun yalın gibi görünen söyleyişinin değişik katmanları var. Bir kristal gibi duru görünüyor ama ışığı rengahenk yansıtıyor. (Can Yücel bu benzetmeyi beğense de beğenmese de sövecek. Onun hangi sövgüsünün övgü, hangisinin küfür olduğunu anlamak da kolay değildir). Sıradan okurun onun şiiri karşısındaki duyguları da kristal bir avize sarkacını ilk kez görenden farklı değil: Şaşkınlık ve hayranlık. Sıradan olmayan okur mu.. O fizik kurallarını bilip, kristalin gökkuşağı yaratmasına şaşmayan, ama beğenisini de saklayamayan bir seyirci gibi.. Sözün özü Can Yücel'in şiiri her seferinde öyle allak bullak ediyor ki sözü çözümlemeler, açıklamalar yetersiz kalıyor. Ben ne zamandır yeni kitabı Seke Seke ile boğuşuyorum.

Seke Seke, ölümle oyuna çıkmış bir çocuğun afacanlığını taşıyor bir yanıyla, bir yanıyla da ölümün bir son değil yaşamın bir aşaması olduğunu söyleyen bilgeliği yansıtıyor:

(...)

Tekrar ölümdür zaten yaşamak
Ne erken ne geç doğumdur her şey
Tehlike zamanında ölmesidir
Sanki bir utanca açmış fazladan
Sıkılmış gibi morundan
Ellerini göğe açacaklar açelyalar
Eşref saatinde uyumak için,
Yürüyen başka adamlar var
Hepsi de ölerek yaşatmak için herkesi,
Yaşam yeşil yaş yaprak
Ben ölsem de ayaklarım
Ki şiirlerimdir
Hepsi yeni bir abeceyi okuyup üfleyecek
Hiç sevgi bitmiyor elma suyu tükenmez
Üstüne can suyu koydukça çoğalıyor
İşte bu yeni yıl için yazılmış bir şiir
Kendi şiirdir ama korkarım değildir,
Nâzım'ım'ın o güzel benzeştirmesiyle
Ben de ölümü yaşamla karıştırıyorum
Ölmek ölmek değildir, yok olmaktır bir ara(...)

(Yeni Yıl)

Yeni Yıl, uzun bir şiir. "Yedi uyuyanlar" söylencesine yapılan göndermelerle başlıyor. Yüzyıllarca uyumuşsunuz ve hiçbir şey değişmemiş. "Derhal karar veriyorum yaşamaya/ Aynı şeyleri yaşamamak için".. Düşgörüsüyle görüyor ozan: "Altı aylık bir bebe/ Ölümü dışlıyor dışkısıyla/ .../ Ölüm bir yeşildir/ Sonbaharda düşen yapraklar kadar/ Her orman kendini yeniler gibidir/ Ki öyledir/ Ölmeyen şey orman mı acaba". Sonra yüzyıllar süren serüvenini anımsıyor bir uçurtmayı andıran.. Zamanında ölme üstüne düşünceler zamanı saptayarak sona eriyor: "İsa-doğdu-gecesi,/ Bir çocuğu germişler çarmıha/ Ölüyor ama heylicanı yaşıyor".

Yeni Yıl şiirinin alıntıladığım dizelerindeki iki sözcüğe dikkat çekmek istiyorum. Biri "tükenmez". Tükenmezin fiil olarak anlamını açıklamanın yeri yok. Ancak bu sözcüğün, meyvelerin şıralaştırıldığı ve içildikçe su eklenerek çoğaltılıp yenilendiği bir ev içkisinin adı olduğunu biliyor musunuz? Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş bu şıra/meyve suyunu düşünün, imgesini de. Cennetten kovulmaya, ya da dünyada yaşamaya başlangıç olan "elma"nın suyu can suyu ile çoğalıyor: Sevgi. Ya da Can Yücel'in anlattığı: "Hiç sevgi bitmiyor elma suyu tükenmez/ Üstüne can suyu koydukça çoğalıyor."

(Yücel, bir şiirine de gelincik şurubunu yerleştirmişti anımsayacaksınız. Dökülen kanlarla benzeştirip. Gelincik şurubu da unutulmuş bir içecekti..)

Dikkat çekmek istediğim ikinci sözcük "heylican". Bu sözcük heyecan sözcüğünün ya da hevl-i can sözcüğünün biçim değiştirmişi gibi görünüyor önce. Bence ozan, heyecan sözcüğü ile can korkusu anlamına gelen hevl-i can'ı birleştirip deformasyona uğratmış. Canhıraş bir sözcük.. Can Yücel'in sözcükleri, sözcüklerdeki ses değiştirimleri, ardlarındaki tarihle bir başka görüntü oluşturuyor. Altbellekteki çağrışımlarla dizeleri yeniliyor.

Suç Ve Ceza adlı şiirin adından başlayarak yarattığı çağrışımlar gibi:

Ölmek toplu suçumuzdur topumuzun
Cezası ölüm.

Can Yücel şiirindeki özel adların da, bilindiği zaman, getireceği görüntüler vardır: Tisbe örneğin. Sevgilisiyle buluşacağı ormanda bir aslanın saldırısına uğrayıp, gömleği yırtılan bu mitoloji kişisi, bizim masallarımızda salkımsöğüt söylencesi olarak karşımıza çıkar. Sevgilisi Tisbe'nin yırtık ve kanlı gömleğini gören sevgilisi onun öldürüldüğünü sanarak canına kıyar. Eski bir Romeo-Jülyet kurgusu, Picasso'nun sevişme resimlerinin yanına eklenir. Pembe Kalem şiiri bir coşku şiiridir. Son dize olan: "Burcunu bellemişler libidoşlar" dizesi şiirin görüntüsünü değiştirir. "Beyaz gömleği paramparça, Tisbe/ Paralanmış bir aslan tarafından/ Burcunu bellemişler libidoşlar" dizeleri, liberallerin saldırısına uğramış bir kavramı ya da varlığı yansıtır (bence).

Ölümün Yinelenişi
Can Yücel, Seke Seke'de ölümle sek sek oynuyor. Ölümü evcilleştiriyor. Kimi zaman cenazeler üstüne oynanan oyunları taşlayarak, kimi zaman insanın ardından kalacak dünyanın güzelliğini lirik bir edayla anlatarak: "Aynada bakma yüzüme/ Başkalarının gözlerinin içine bak/ Köpeklerin gözlerine bak/ Kedilerin gözlerine bak/ Ne kadar masum/ Ne kadar mahzun/ Ama birden birebire rüzgâr esiyor/ Sardunyalar açıyor/ Kekikler kokuyor/ Aynada bakma yüzüne/ Ağaçların gözüne bak/ Duvarların gözüne bak/ Manavgat'a/ Gözlerime gözlerime bak/ Dünyanın gözlerine bak/ Kendine aynada bakma/ Sen öleceksin sonunda/ Dünyanın gözleri kalacak" (Bakış)

Yücel'in ölümden gülerek söz ettiği şiirler, kendi ölümünden söz ettikleri. Bu şiirlerde yaşamını da özetliyor çoğunlukla, daha doğrusu yaşamının anlamını: "Yürü bre halk/ .../ Yürü, yürü tanyellerine doğru/ Senin alınyazın karayazın değil/ Bu işte/ Aynı zamanda alnını ağırtmak için/ Kararın.../ İşte bundan başka hiçbir şey beklemiyorum hayattan"

Ölümden sözederken yapamadıkları için hayıflanır, hayıflanır gibi olmaktan utanıp suçu tarihsel koşullara, beceriksizliğine yükler: "Birdenbire uyuyacağım/ Bunca uykulu uykusuzluktan sonra/ Sanki papatyalar açacak balkonun önünde/ Kediler gelip içine sıçacaklar/ Gübre.../ Uyuyacağım, herkesi uyutmak için değil/ Uyandırmak için/ Ben hep böyle yaşadım/ Herkesi uyandırmak için/ Vakti saati değildi belki/ Belki de ben/ Beceremedim"

"Pasaportu şiir/Kimliği şair" biri ölümden söz ediyorsa, özellikle bu ölüm kendi ölümüyse, mezartaşı yazısını da cenaze türküsünü de getirecektir gündeme:
Kitabe-i Seng-i Mezar
Badem çırparcasına olacak ölümüm
Âzalarım dökülecek toprağa
Yine ben toplayacağım sepete.
Cenaze Türküsü
Kendi kendimi sakınıyorum
Sıkılıyorum
Ömür, uzun ömürlü bir kutu süt
Tezelden gitmeli bari
Kalafatsız bir kayık içre
Çaparide tutulmuş yetmişinci izmarit olarak
Bu kültabağına bastırılmak üzre

"Ecel değil, ölendir kazanan" diye yazan bir ozanın ölümden hüzünle söz etmesi beklenemez elbet. Can Yücel, gülümseyerek söz ediyor ölmekten. Kitabın düzenlenmesinde de, ölüm şiirlerinin karşısına onu dengeleyecek bir "keyf" şiiri yerleştiriyor genellikle. Ya da bir siyasal taşlama. Bazen de Eşber Yağmurdereli'ye ya da Yılmaz Güney'e bir selam. Ölüm bir Marksist için yaşamın bir parçası çünkü. "Aksi bir tesadüf" olarak ölümle kesişse de yolu, dünyanın yeniden düzenlenişini düşünmek durumundadır: "Ayağım ağrıyor/ Ayağımın sol ayağımın başparmağı/ Dünya ağrıyor/ Dünya bir ağrı/ Allah tarafından yaratılmışsa/ Yanlış yaratılmış/ Biz dünyayı yeniden yaratacağız."

Can Yücel'in şiirinin gizini çözmenin zor olduğunu söylemiştim. En iyisi onun "göğün mavisine aşkedilmiş" şiirlerinin nasıl yazıldığını kendisinden dinlemek:

Av
Balıkların kaç kulaçtan
Neyle tutulacağı balıkçılardan sorulur
Hangi misinayla, ağla, ırıpla, trolle
Ama bir şiirin oltası vardır da 
Yoktur da... başlangıcını bilmezsen... 
Dibi bilmek gerek, dili bilmek gerek
Yemi bileceksin yâni
Ve nişana nişanlayacaksın oltayı!

Can Yücel "çatal yürek" düştüğü türkülü yollarda 11. şiir kitabına ulaştı. Düz- yazıları düşünüldüğünde Papirüs Yayınevi'ndeki kitapları 13 tane. Bir de çeviriler var, daha doğrusu Türkçe söylenenler: Brecht, Lorca, Che Guevera, Shakespeare, Weiss. Varsın bu kez ölümden söz açsın. O ölümü şöyle anlatmıştı Refik Durbaş'a: Çok mutlu olduğu zaman insan ölümü düşünür. Çünkü ölüm, mutluluğun bir parçasıdır. Ölümü böyle görmek gerekir. Yarı ölü olduğum zaman ölümü düşünmek bir şeye yaramaz." (Ölüm ve Oğlum/ Gök Yokuş kitaplarının Refik Durbaş tarafından yazılan sunusu).

Nice kitaplara Can Yücel..

Seke Seke/ Şiirler/ Can Yücel/ Bütün Eserleri: 13/ Papirüs Yayınları/ 216 s.

238
0
0
Yorum Yaz